Psikoloji 3 dk okuma İlkim Savran Güncellendi:
Utanma duygusu neden hâlâ hayatımızda: sessiz işlevi
Kimsenin sevmediği bu duygu hiçbir kültürde ortadan kalkmadı. Bu kalıcılığın arkasında oldukça belirgin bir işlev var.
Utanma, kimsenin sevmediği duygulardan biridir. Yüzün kızarması, bakışların kaçması, o an oradan uzaklaşma isteği. Yaşarken tek istediğimiz şey, bunun bir an önce geçmesidir. Buna rağmen utanma insanın en eski duygularından biridir ve hiçbir kültürde ortadan kalkmamıştır. Bu kadar rahatsız edici bir şeyin bu kadar kalıcı olması, tek başına düşünmeye değer bir durumdur.
Utanmanın haber verdiği şey
Kaygı geleceğe, öfke haksızlığa, üzüntü kayba işaret eder. Utanma ise başka bir şeye işaret eder: bağın zedelenme ihtimaline. Bir grup içinde yanlış bir şey yaptığınızı hissettiğinizde, o hissin altında yatan asıl endişe dışlanmaktır.
Bu yüzden utanma toplumsal bir duygudur. Tek başınıza bir hata yaptığınızda genellikle utanmazsınız; canınız sıkılır. Aynı hatayı biri görürse duygu değişir. Utanmanın gücü, izleyicinin varlığından gelir. İzleyici olmasa bile zihnimiz hayali bir tane üretir; "ya biri görseydi" cümlesi tam olarak bunu yapar.
Neden tamamen kurtulmak istemeyiz
Utanma duygusunu hiç hissetmeyen birini düşünün. Ne söylediğinin başkasında nasıl karşılık bulduğunu umursamayan, sınırları fark etmeyen, hatalarını görmezden gelen biri. Böyle bir kişinin çevresinde durmak zordur. Utanma kapasitesi, insanın kendini başkasının gözünden görebilme yeteneğidir. Bu yetenek olmadan ortak yaşam zorlaşır.
Yani utanma, ödediğimiz bir bedel değil; ödediğimiz bir aidattır. Topluluk içinde yaşamanın maliyeti. Ölçülü miktarda olduğunda davranışı düzenler, özür dilemeyi mümkün kılar, tekrarı azaltır.
İşlevsel utanma ile eziyet arasındaki fark
Sorun, utanmanın ölçüsü kaçtığında başlar. İşlevsel utanma bir davranışa bağlıdır ve geçicidir. "Böyle yapmamalıydım" der, bir düzeltme önerir, sonra çekilir. Zararlı olan biçimi ise kimliğe yerleşir. "Böyle yapmamalıydım" cümlesi yerini "ben böyle biriyim" cümlesine bırakır.
Bu ikinci biçim hiçbir işe yaramaz. Çünkü davranışı değiştirme yolu göstermez. Kişi kendini kötü hisseder ama ne yapacağını bilmez. Sonuç genellikle kaçınmadır: o ortamdan uzak durmak, o kişiyle bir daha konuşmamak, benzer durumlara hiç girmemek. Kaçınma kısa vadede rahatlatır, uzun vadede hayatı daraltır.
Ayırt etmenin sade bir yolu vardır: duygu size bir eylem öneriyorsa işlevseldir. Sadece kendinizle ilgili bir hüküm veriyorsa işlevsizdir.
Utanmanın en zor kısmı: geçmiş anılar
Yıllar önce yaşanmış küçük bir olay, hiç beklenmedik bir anda geri gelir. Gece yatakta, yolda yürürken ya da sıradan bir iş yaparken. Kimsenin hatırlamadığı bir söz, bir düşme, bir yanlış anlama. O an bedeniniz sanki olay yeni yaşanmış gibi tepki verir.
Bunun sebebi hafızanın utanç anlarını özenle saklamasıdır. Zihin bunları tehlike arşivinde tutar; tekrar etmemek için. Ne var ki arşiv fazla titizdir ve çoktan önemini yitirmiş kayıtları da elden çıkarmaz.
Bu anılar geldiğinde onlarla tartışmak işe yaramaz. Daha çok işe yarayan şey, olayı bugünkü ölçüyle yeniden değerlendirmektir. O sırada kaç yaşındaydınız, ne biliyordunuz, o ortamda kaç kişi bunu gerçekten fark etti. Çoğu utanç anısı, tek izleyicisi kendimiz olan bir gösteridir.
Utanmanın bir de bedensel tarafı vardır ve bu taraf gizlenemez. Yüzün kızarması, insanın iradesiyle durduramadığı ender tepkilerden biridir. Bu bile tek başına dikkat çekicidir: bir duygu, saklanmasını engelleyecek biçimde tasarlanmıştır. Kızaran yüz aslında çevreye bir mesaj verir. "Farkındayım, hatalıyım, kötü niyetim yoktu." Bu mesaj çoğu zaman işe yarar; karşı taraf yumuşar.
Bu yüzden utanan biri, utanmayan birine göre daha kolay affedilir. Duygunun görünür olması, özürden önce gelen bir tür güvence oluşturur. İnsanların soğukkanlı hatalara daha sert tepki vermesinin sebeplerinden biri de budur.
Utanmayla yaşamayı öğrenmek
Amaç utanmamak değildir. Amaç, utanmanın verdiği bilgiyi alıp geri kalanını bırakmaktır. Bir şey yanlış gittiyse düzeltmek, gerekiyorsa özür dilemek ve sonra devam etmek. Özür, utanmanın doğal çıkışıdır; söylenmediğinde duygu içeride kalır ve yer değiştirerek büyür.
Bir de utanmayı paylaşmak vardır. Utanç anlarını birine anlatmak, onların gücünü ciddi biçimde azaltır. Çünkü utanma karanlıkta büyür; sesli söylendiğinde çoğu zaman gülünecek kadar küçülür. Aynı hikâyeyi anlatan karşınızdaki kişinin de benzer bir anısı çıkar ve o an, duygu artık yalnız taşınan bir şey olmaktan çıkar.